|
Julia Kristeva
|
|
B
ulgar asıllı filozof, psikanalist feminist yazar Julia Kristeva'nın çalışmaları post-yapısalcı düşünce ve feminist kuramda önemli bir yere sahiptir. Kristeva'nın çalışmalarında baskın olan özellik onun analiz edilemeyenin (kültürel ve bireysel yaşamın ifade edilemez, heterojen ve radikal ötekiliğinin) analizini gerçekleştirme çabasıdır.
1941 yılında Bulgaristan'da doğan Kristeva öğrenci olarak 1965 yılında Paris'e yerleşir. Hızla Paris entelektüel yaşamının içine giren Kristeva, Roland Barthes'ın seminerlerine katıldı. Avangard edebiyat dergisi Tel Quel etrafında toplanan yazarlar ve entelektüellere dahil oldu.
Kendisini önemli bir dilbilim ve edebiyat kuramcısı olarak geliştiren Kristeva yöntem olarak kendisine ait semanaliz kavramı üzerinden hareket etmiştir. Semanaliz'le Kristeva dilin iletişim işlevinin üzerine odaklanmak yerine ‘materyalite'sine (sesler, ritim ve grafik kullanımı) üzerine odaklamıştır. Kristeva, dilin iletişim işlevinin, çelişkileri ortadan kaldırma eğilimindeki geleneksel, bilimsel yönelimin içersinde açıklanmasına karşın, dilin maddesel temelinin, geleneksel bilimsel mantık çerçevesi içersinde anlaşılamaz olduğunu iddia eder. Dilin maddeselliğinin örneği olan şiirsel dil bu çerçeve kullanılarak biçimsel bir yapıya indirgenemez, fakat daha karmaşık ve esnek bir çerçeveye ihtiyaç duyar. Temel olarak heterojen bir doğası olması itibariyle homojenlikle çelişir. Şiirsel dil anlamı parçalar veya en azından yeni anlamlar düzlemine bir sıçramaya yol açar ve hatta yeni anlama yöntemleri geliştirir. Şiirsel dili anlayabilme yetisine sahip olamamak, tam da onun gerçek sonuçlarının ilk anlaşılabilir içeriğidir.
Kristeva'nın heterojen yapıya sahip şiirsel dilin incelenmesine dair altmışlı yılların sonu ve yetmişlerin başında Paris'te öğrenci olduğu dönemlerde ki ilgisi, onu geleneksel dil çalışmalarını bir forma sokmaya çalışan çağdaş semiyotik kuramcılarından ayırır. Dili hareketsiz, değişmez araçları üzerinden analiz eden diğer dilbilimcilerin aksine Kristeva dili kendi değişken, sınırlarının dışına taşan ve pratik biçimi içersinde kavramaya çalışır. Kristeva bu statik bakış açısının dilin bilinçle öğrenebilinen, materyalin dışlandığı alanlara indirgenebileceği savına bağlı olduğunu iddia eder.
Bilinçdışına olan ilgisi Kristeva'yı gelişim halindeki özne olarak özne kuramını geliştirmeye yönlendirir. Kristeva, öznenin hiçbir zaman, tek tür ve statik bir fenomen olmadığını iddia eder. Dil ve öznenin oluşumu arasındaki bağlantıya olan ilgisi Kristeva'yı 1974 yılında hazırladığı Şiirsel Dil Devrimi [La Révolution du Langage Poétique] adlı doktora teziyle onu semiyotik kuramını geliştirmeye sevk eder. Bu kuram, geleneksel semiyotiğin yanına sembolik kavramını ekleyerek oluşturduğu, sunumlar, imgeler ve tüm biçimlerle eklemlenmiş dil cephesi ile bu cephenin karşısına yerleştirdiği ikinci bir semiyotik tanımının karşıtlığı ve birlikteliği üzerine kurulmuştur. Semiyotik ve sembolik kavram ikilisi metin düzleminde genotext ve phenotext‘e denk gelir. Kristeva genotext'in dilbilimi olmadığını aksine bir süreç olduğunu ve dilin temeli olduğunu vurgular. Phenotext ise iletişim diline tekabül eder. Ne genotext ne de phenotext izole halde ayakta durabilirler. Her ikisi de Kristeva'nın ifadelendirme süreci olarak adlandırdığı bütünde bir arada bulunurlar. Şiirsel Dil Devrimi adlı eserinde, Kristeva sadece dilin semiyotik temellerini göstermekle kalmayıp, bunun yanında şiirsel dilin Üçüncü Cumhuriyet Fransa'sında nasıl etkileri olduğunu da gösterir.
Kristeva, 1980 yılında yönelimlerinde açığa çıkan değişiklikle beraber genel bir dil ve özne kuramı oluşturmaya çalışır ve onların oluşturduğu zeminde özgün kişisel ve sanatsal deneyimleri analiz adına bir kuram geliştirmeye çalışır. Böylece Korkunun Güçleri [Pouvoirs de l'Horreur, 1980] adlı eserinde iğrençliğin, bazı yemeklerden nefret ettiği için kusan bireyde veya kirlilikle ilgili sosyal ayinlerde veya iğrençliği korku ve belirsizlik olarak ifade eden ve bastıran sanat eserlerinde nasıl gerkleştiğini gösterir.
Sonrasında Kristeva Aşkın Halleri'nde [Historie De L'amour] aşk üzerine, Kara Güneş'de [Soleil Noir, 1989] melankoli ve depresyon üzerine, Kendimize Yabancılar [Étrangers à nous-mêmes, 1988] adı kitabında ise yabancı olma deneyimi üzerine çalışmalar geliştirdi. Aşkın Halleri'nde Kristeva aşkın bir idealleştirmenin özdeşleşme olmaksızın gerçekleşemeyeceğini belirtir.
|
|
|
|